You are currently browsing the tag archive for the ‘uzman pedagog’ tag.

                                                                                           untitled

Çocuklar 2 yaşına geldiklerinde çoğu zaman “2 yaş sendromu” olarak da adlandırılan bu dönemde aslında her çocuğun yaşaması gereken doğal bir gelişim evresini yaşamaktadırlar. Aslında bu bebeklikten çıkıp çocukluğa geçiş dönemi hem anne-babalar hem de çocuk için zorlukların da başladığı bir dönemdir. 2 yaş dönemi kesin olarak 2 yaşında başlayıp bir süre sonra bitmez, çocukların bireysel farklılıkları ile birlikte 16-36 ay arasında görülen zorlu bir dönemdir.

Bu döneme kadar anne ve babaya bağımlı olan çocuk artık giderek büyümekte ve bireyselleşmektedir. Motor gelişimi arttıkça hareketlenmeye başlamıştır, çevresine karşı ilgisi ve merakı artmıştır, dili gelişmektedir ve en önemlisi bağımsızlığının farkına varmıştır. Bu gelişimlerin hepsi çocuğun sosyalleşmek için attığı adımlardandır. Böylece çocuk anne ve babasına ait olmak yerine onlardan uzaklaşıp bağımsız davranabildiğini keşfetmiştir artık. Bu kırılma noktasında geriye dönüş yoktur takii bu dönem tamamlanana kadar.

Çocuğun bu dönemde bireyselleşme çabası içerisinde; inatlaşması, ısrarcı davranması, huysuzlaşması ve çevresine isteklerini kabul ettirerek onların davranışlarını kontrol etmesi gibi davranışlar çoğunlukla görülmektedir ve bunlar doğal bir süreçtir. Çocuklar bu dönemi farklı aylarda yaşayabileceği gibi her çocuk da farklı davranışlar sergileyebilmektedir.

Çocukta Görülebilecek Değişiklikler:

• Aşırı inatçılık

• Huysuzluk

• Çevresindeki kişilere vurma

• Elindeki eşyaları atma/fırlatma

• İsteklerini ağlayarak yaptırma

• Israrcı davranışlarda bulunma

• Yeme ve uyku alışkanlıklarının değişmesi

2 yaş dönemindeki çocukla uğraşmak, onun bu davranışları ile baş etmeye çalışmak elbette çok zor olacaktır. Anne ve babaların davranışlarındaki farklı tutumlar da çocuğun yaşadığı durumları zorlaştıracaktır. Öncelikle anne ve babalar bu dönemin doğal bir dönem olduğunu bilir ve davranışları doğal karşılarlarsa süreç kolaylaşacaktır.

Aileler Bu Dönemde Nasıl Davranmalı?

— Anne ve babalar aşırı baskıcı tutum sergilediği zaman ve kurallarını çocuğa kabul ettirmeye çalıştıklarında süreç daha katı bir hal alacaktır. Bu dönemde çocuğu çok katı kurallarla eğitmeye, ona terbiye vermeye çalışılmamalıdır. Bu dönemde çocuğun henüz ahlaki ve toplumsal kuralları öğrenmeye hazır olmadığını bilmek gerekmektedir.

— Çocuğun tuvalet eğitimi eğer çocuk hazır değilse belli bir süre ertelenmelidir. Zaten çocuğun yeni bir döneme adapte olması sağlanırken bir de inatlaşmaya neden olacak özellikle tuvalet eğitimi verilmemelidir. Çocuk hazırsa, bunu hareketleriyle ya da sözel olarak ifade ediyorsa başlanabilir ancak yaşı geldiği için tuvalet eğitimine hazır olmadan geçilmemelidir. Unutmamak gerekir ki; çocukla tuvalet eğitimde inatlaşmak baştan kaybedeceğiniz bir mücadeledir.

— Yemek konusunda ısrarcı davranmak yerine çocuğun sevebileceği yiyeceklerin içine fark edemeyeceği tatlardan koymak, farklı şekillerde sunmak hem sizi hem de çocuğu bu konuda inatlaşmaktan kurtaracaktır.

— 2 yaş dönemindeki çocuğun henüz dil gelişimi yetersiz olduğu için huysuzluğu, nesneleri atma ve çevresindeki kişilere vurma davranışları ile karşılaşabilirsiniz. Bu davranışları sergilediğinde sizin model olarak sakin kalıp ona nasıl ifade etmesi gerektiğini onun anlayacağı bir dilden anlatmak gerekmektedir.

— Çocuğun tutturması karşında anne ve babaların en sık yaptığı yanlış istediğini hemen alarak olası krizi önceden engelleme çabasıdır. Bu durum sadece anlık çözümdür. Yapılması gereken sakin olmak ve ortamı terk etmektir. Çocuk bir şey elde edemeyeceğini öğrenince davranışta azalma görülecektir.

— Çocuk sinirlendiğinde onu yalnız bırakmak, sakinleşmesini beklemek en doğru davranıştır. Çocuğa bağırmak, cezalandırmak ya da şiddet uygulamak onun bu yaş döneminde kavraması güç bir durumdur. Aksine sinirlendiğinde bağırmayı ve şiddet uygulamayı sizden öğrenip ileride bunu uygulayacaktır.

Anne ve babalar bu yaş döneminin özelliklerini öğrenir ve nasıl mücadele edeceklerini bilirlerse sorun hem kısa sürecektir hem de krizler büyümeden önüne geçilecektir. Eğer anne ve baba bu süreç içerisinde kendi başlarına sorunu çözemiyorlarsa profesyonel yardım almaları gerekmektedir.

Nilçin Doyran Bengisu

Uzman Pedagog

imagesCAQI80RR

Uzun bir aradan sonra tekrar merhaba ;)))

Hepimizin bildiği malum sebeplerden mi yoksa yaz rehavetinden midir bilmem elim bir türlü yazmaya gitmedi maalesef :((

Mayıs ve Haziran ayları en sevdiğim aylar olmasına rağmen bu sene buruk geçti benim için, gündemde bu kadar olay varken olanlara kayıtsız kalmak, hiç bir şey yokmuş gibi davranmak olmazdı. Uzun süre önce planladığım tatile gittim geldim ama aklım hep buradaydı. Ayrıca saat farkından dolayı olaylardan haberleri yakından takip edememek de cabası oldu.

Neyse durum böyle olunca halihazırda tatil sonrası dinlenememiş bir zihin de yazmayı bir türlü beceremedi. Tembellik de denilebilir. Kafamda bir ton proje var ama elinin işe gitmemesi nasıl bir işkencedir hem bedene hem de zihne…Hep bir ikilemde kalmak mıdır acaba?

Koyduğum hedeflere birer birer ulaşmak için çok çalışmam gerek, organize edilmesi gereken ve beklenen bir çok yazı var, bir an önce başlayıp bitirmek en doğrusu olacak galiba…En kısa zamanda yeni yazım blogda olacak söz.

Hepimize güzel günler göreceğimiz bir gelecek dilerim…

Sevgiler…

imagesCAGXVG0V

Nisan ayına girdiğimiz şu günlerde “otizm farkındalık ayı” olarak toplumu fark etmeye davet etmek için yeni yazımı bu konuya ayırmak istedim. Toplum olarak gerçekten otizmi ne kadar tanıyoruz ve ne kadar farkındayız? Acaba toplum olarak fark ettiğimizde de ne kadar onların yanındayız?

Otizm, temel olarak iletişimde ve sosyal ilişkilerdeki zorluk ya da kısıtlılık olarak tanımlanan gelişimsel bir bozukluktur. Aslında çevrenizde yalnız kalmak isteyen ve bundan mutlu olan, tek başına oynamayı tercih eden, göz kontağı kurmayan ya da kısıtlı göz kontağı kuran çocukları çoğunuz fark etmişsinizdir. Bu çocuklar sanki çevreleriyle arasında bir sis perdesi varmış gibi ilgisiz davranırlar; orada birilerinin olduğunu fark ederler ama yoklarmış gibi davranırlar. Bazen iletişim kurmak isteseler de bunu gerçekleştirebilecek yeterli sözel beceriye sahip değildirler.

Otizm, sıklıkla çevreye karşı ilgisiz oluyor olması ve konuşma problemi ile ailenin dikkatini çeker. Genellikle bu dönem bizim erken çocukluk dönemi olarak nitelediğimiz 1;6 ile 2 yaş civarında fark edilir. Günümüzde hala çocuğun zamanla konuşacağı inancıyla ya da kreşe/yuvaya başladığında yaşıtlarıyla oynayacağı düşünülerek çocuğa zaman kaybettiriliyor. Herşeyden önce unutmamak gerekir ki erken teşhis ve erken dönemde eğitim ile bu çocuklar yaşıtlarına yaklaşabilirler ya da yaşıtları gibi olabilirler. Tabii çocuğun otizmden etkilenme derecesine göre bu durum farklılıklar gösterebilir.

Her çocuğun otizmden etkilenme derecesi farklı olsa da bir takım ortak özellikleri vardır. Sık olarak karşılaştığımız belirtiler; çevreye karşı ilgisizlik, yaşıtlarıyla oynamama, göz kontağı kurmama ya da kısıtlı göz kontağı kurma, adına seslenince bakmama, kısıtlı ilgi alanı, nesneleri çevirme ya da sallama şeklinde tekrarlayıcı davranışlar, dil gelişimindeki gecikmeler, tekrar şeklinde konuşma, değişikliklerden hoşlanmama, uygun olmayan yüz ifadesi ve davranış problemleri olarak sıralanabilir.

Aileler çocuktaki belirtileri erken dönemde fark ederek; erken tanı ve yaşam boyu süren eğitim ile çocuklarının yaşamlarında kalıcı farklılıklar yaratırlar. Çocuğa uygulanacak olan uygun eğitim programı ile hem bilişsel işlevleri geliştirilir hem de davranışsal problemleri ortadan kalkar ve çevresiyle iletişimi sağlanmış olur.

“Nisan ayı otizm farkındalık ayı” hepimizde bir farkındalık yaratsın, böylece çevremizdeki farklılıkları da toplumumuzun renkleri olarak kabul etmeye çalışalım. Toplum olarak biz otizmin farkına varırsak ve vardırırsak o zaman bu çocuklar için farklılık yaratmış oluruz… biz onları anlarsak o zaman fark yaratmış oluruz…

imagesCAIC2JPZ

Bebeğinizi dünyaya getirdiniz belli bir dönem ona baktınız ama artık bebeğinizden ayrılma vakti geldi. Günümüz koşullarında çalışan annelerin eve katkıda bulunmaları veya kariyerleri gereği işe devam etmeleri gerekirken en büyük sorunları bebeklerini kime emanet edecekleridir. Danışanlarımın da sık sık sorduğu soruların başında “peki ideal bebek bakıcısı nasıl olmalı?” gelmektedir.

Öncelikle ideal bebek bakıcısı her anne için farklılık gösterse de ortak beklenti şefkatli, güvenilir ve deneyimli olmasıdır. Kısacası işe giderken gözünüzün arkada kalmayacağı birisi olmalı. Bebeğin sadece yemeğinin yedirilmesi, altının değiştirilip uyutulması artık günümüz koşullarında yeterli değildir ve birçok araştırma da bunu destekler niteliktedir. Bebeğin bunlar dışında gereksinimlerinin olduğu ve bunların da karşılanması gerektiği unutulmamalıdır. Modern zamanda ideal bakıcıdan beklenen özellikler; bebekle oyun oynamalı, masal okuyarak dil gelişimine katkıda bulunmalı, sorduğu soruları cevaplamalı, davranış problemlerini çözebilmeli ve tüm bunları göz kontağı kurarak yapmalı. İş arasında çocukla ilgilenmemelidir. Ayrıca bebekle konuşup, oyun oynarken coşkusunu ve duygusunu da bebekten esirgememeli. Bebeğin iletişim kurmasını desteklemeli ve sosyalleşmesi için uğraşmalıdır.

Bebek bakıcısının deneyimli olması çok önemlidir. Meslek liselerinin çocuk gelişimi bölümünden mezun olması ya da kendini bu konuda geliştirmeye açık olması gerekmektedir. Ayrıca bebeğin dil gelişimi için bakıcının anadilini iyi kullanması ve aksanının düzgün olması önemlidir. Henüz çocuk anadiline hakim değilken yabancı bir bakıcının bakması uygun değildir.

Bebek bakıcısı ile bebeği yalnız bırakmadan önce mutlaka belli bir dönem birlikte zaman geçirilmelidir. Böylece hem bebeğin alışması kolay olacaktır hem de siz bakıcının bebekle olan iletişimini gözlemleme fırsatı bulacaksınız. Bakıcı bebekle ile iletişim kurduğunda sizin kaygılı olmamanız bebeğin de güven duygusunu geliştirecektir ve alışmasını kolaylaştıracaktır. Bebeğinizle geçireceğiniz kaliteli zaman sayesinde anne-bebek ilişkisi güçlü kalacak bebek de bakıcısını anne yerine koymayacaktır.

great-ways-to-instill-creativity-in-your-child_11_2011[1]

Her ebeveyn çocuğunun yaşamını şekillendirmek için elinden geleni yapar. Çevrenin zekaya ve dolayısıyla çocuğun yaratıcılığına etkisini düşünürsek bu sorumluluk daha da ağır basmaktadır. Yaratıcılığın bir bölümü genlerle belirlenmiş olsa da, çoğu çevreyle şekillenir. Bulunulan çevrenin çocuğun yaratıcılığını geliştirebilecek kadar zengin olabilmesini sağlamak için ebeveynlerin yapabilecekleri çok şey vardır. Çocuğun potansiyelinin gelişmesi için en uygun ortamın sağlanması gerekmektedir. Bunun için ebeveynler olarak neler yapabilirsiniz?

Televizyonu Kısıtlayın

Televizyon çoğu evde bebek ya da çocuk bakıcısı konumundadır. Ebeveynler büyülenmiş gibi televizyon karşısında oturan çocuklarının etrafta sorun çıkarmayacağını düşünerek işlerini rahatlıkla yaparlar. Bir çocuk dünyayı ancak aktif olarak ve araştırarak tanıyabilir. Çocuğun keşfe çıkmasının nedeni objeleri eline alıp kurcalaması için beyni tarafından yönlendirilmesidir, mutfak dolaplarındaki tencere ve tavaları dağıtmak, kavanozları nasıl dağıtıp tekrar dizebileceğini anlamak, çöp kutusunun içinde neler olduğunu görmek ister. Arkasından toplamak zorunda olan ebeveynler için bütün bunlar oldukça yorucu olabilir. Fakat çocuğun yaratıcılığının gelişmesi için her çocuğun bu keşif dönemini yaşaması gerekir. Televizyon özellikle çocuğun ilk beş yılında kısıtlandırılmalı. Kendi kendini oyalayan, güvenli bir ortamda keşfe çıkan ve ebeveyni ile oyun oynayan bir çocuğun yaratıcılığı çok daha fazla gelişir.

Birlikte Kitap Okuyun

Günümüzde televizyonun artık gündelik hayatın bir parçası olduğu düşünülürse, küçük çocuklara televizyon yerine okumayı sevdirmek pek kolay olmayacaktır. Ama okumak her zaman hayatımızın bir parçası olmalıdır. Çocuğa mümkün olduğu kadar erken okumaya başlayın. Hatta beş-altı aylıkken bile okuyabilirsiniz. Çocuklar için yazılmış son derece güzel hikaye kitapları var. Bu kitaplar içerisinden muhakkak çocuğunuzun seveceği bir kitap bulabilirsiniz. Çocuğunuza her gün düzenli olarak hikaye okuyun, her seferinde farklı hikayeler seçin ve kitap okurken bunu tek düze bir şekilde okumayın, çocuğun hikayenin içine girmesini sağlayın. İçerik ve resimlere ilişkin sorular sorun. Bir sayfa okuyun ve sorun: “Ev nerede?” “Köpek nerede?”. Çocuklar okuma deneyimine katılmayı çok sever. Çocuklar kendilerine anlatılan hikayeleri tekrardan anlatmayı da çok sever, böylece hafızaları da gelişir.

Çocuğun Hayatında Çeşitliliklere Yer Verin

Ebeveyn olarak ilk beş yıl, çocuğunuzun ne tür kitaplar okuyacağına ve ne tür oyuncaklarla oynayacağına karar verme şansına sahipsiniz. Bunun için yaratıcılığı artıran farklı oyuncaklarla oynamasını sağlayabilirsiniz. Çocuk ile birlikte oynarken hem oyuncağın cazibesi hem de öğretici değeri artacaktır. Çocuğun öğretici bir oyuncaktan çabucak sıkılmasını önlemek için ebeveynler de oyuna katılmalı. Çocuk için seçilen oyuncaklar onun çeşitli ilgi alanlarını destekleyecek nitelikde olmalıdır. Bazı çocuklar ilgi alanlarını takıntı haline getirebilir. Belli oranda bunu kısıtlamak ve ilgi alanları arasında denge sağlamak gerekmektedir.

Soru Sorun

Yoğun bir merak, yaratıcı insanların önemli özelliklerinden biridir. Çocuklar zaten doğuştan meraklıdır, bu yüzden onlara sorular sormayı öğreterek bu özelliği kolayca geliştirebilir ve daha yaratıcı olmalarını sağlayabilirsiniz. Çocuğa çevresine bakmayı ve her şeyin nasıl çalıştığını anlatın ve soru sorması için teşvik edin. Sorulacak sorular çocuğun yaşına göre değişmelidir. Çocuk da sorular soracaktır, bazen cevabı bilemeyebilirsiniz, eğer cevabını bilmiyorsanız soruyu geçiştirmeyin. Cevabını bulmak için birlikte araştırın. Çocukla birlikte bir kitapçı ya da kütüphaneye gidip o konuda bir kitap araştırın. Kitaplardan öğrenmenin yanı sıra yaşantılayarak ve görselleştirerek öğrenmek yaratıcılığa daha fazla katkıda bulunacaktır.

Çevreyi Keşfedin

Doğal yaşamı tanıtmak ve onu birlikte keşfetmek en önemli görevdir. Şehirlerde yaşayan çocuklar, ebeveynleri ile birlikte doğal yaşamı gözlemleyebilecekleri yerlere gitmelidir. Doğayı gözlemlemek olayların nedenini, niçinini anlamak için keşfe çıkmak önemlidir. Daha da önemlisi doğayı gözlemlemek beynimizi ve zihnimizi geliştirir: Çiçekler, ağaçlar, göller, ırmaklar,dağlar, okyanuslar, deniz kabukları ve büyüklü küçüklü bütün canlılar. Çocukları hafta sonları yakındaki bir ormanda yürüyüşe ya da yakın bir göl veya ırmakta kayıkla gezintiye çıkarmak alışveriş merkezlerine götürmekten daha öğretici olacaktır. İlk yapacağımız şey, her zaman olduğu gibi, zaman ayırmaya ve çaba göstermeye karar vermektir. Çocuğa şehir manzarasından çok; çayır çimen, bitkiler ve hayvanlarla haşır neşir olabilme fırsatı sağlayacak, yakınlarınızdaki kaynakları belirleyin. Bu ziyaret edilecek bir botanik bahçesi, doğa tarihi müzesi ya da park olabilir.

Müzikle İlgilenmesini Sağlayın

Çocuklar müzik üretmeyi ve icra etmeyi özel yönlendirme ve eğitim olmaksızın otomatik olarak öğrenemiyorlar. Ebeveynlerin faydalı olacağına inanıp çocuklarını erken yaşta müzikle tanıştırmaları için birçok neden var. Dinlenecek müziğin klasik ve çocuk şarkılarının dengeli bir karışımı olmasına dikat edilmelidir. Bir enstürman çalmayı öğrenmek müziğin yanı sıra birçok şey öğretir: Çalışma disiplini, başarma ve ilerleme sevinci, bir topluluk önünde performans göstermenin özgüveni ve bir grup içinde çalma deneyimi.

Yaratıcılığın tohumları doğa tarafından atılmış olsa da çevre de yaratıcılığın filizlenmesine yardımcı olur. Doğa kolay kolay değiştirilemez ama çevre bizim kontrolümüzdedir. Okul öncesi ve okul dönemi çocuklarının hayatında spor, müzik, resim gibi alanlar da yaratıcılığı geliştirir.

 naughty_kid[1]

Çocukların yaramazlık yapması, kurallara uymaması, ebeveynlerini dinlememesi ve topluluk içinde ebeveynlerini zor durumda bırakacak davranışlarda bulunması istenmeyen davranışlardır. Bazen bu davranışlar her hangi bir problemin belirtisi olurken bazen de ebeveyn tutumları ile ilgili olabilir.

Çocuğun disipline edilmesi ve uyumlu bir çocuk olması için yapılması gereken şeyler çoğu zaman ebeveynlerin kararlı ve tutarlı davranmaları ile şiddetini azaltacaktır. Zaman zaman oyuncakçıda ya da restoranda istediği alınmadığı için ağlayan ya da kendini yerlere atan çocuklara hepimiz şahit olmuşuzdur. O anda ebeveynin sinirlerine hakim olup, durumu kontrol altına alması zor olsa da bunu başarması gerekmektedir.

Çocukların söz dinlememesi veya toplum içinde istenmeyen davranışlar göstermesi bazen çocuğun duygusal durumu ile ilgili de olabilir. Çok yakın zamanda yaşamış olduğu bir ayrılık, kayıp, arkadaş problemi, kardeş doğumu, okula başlama ya da akademik başarısızlıklar gibi sorunlar çocuğun istenmeyen davranışları sergilemesine sebep olabilir. Bunun için ebeveynlerin çocuklarını çok iyi gözlemlemeleri ve son zamanlarda çocuklarındaki değişiklikleri takip etmeleri gerekmektedir.

Çoğu ebeveyn böyle bir durumla karşılaştığında nasıl davranacağını bilememektedir. İstenmeyen davranışları görmezden gelerek mi yoksa cezalandırarak mı yok edebiliriz? İstenmeyen davranışları azaltmak ya da ortadan kaldırmak için;

EBEVEYN NE YAPMALI?
*Çocuğunuz olumsuz davranış sergilediğinde kısa bir süre için çocuğunuza ilgi göstermeyi bırakın.
*Onunla tartışmaya girmeyin, konuşmayın veya onu azarlamayın.
*Başınızı çevirin ve onunla göz göze gelmekten kaçının.
*Tutum ve davranışınızda, yüz ifadenizde kızgınlık belirtisi göstermeyin.
*Başka bir şeyle uğraşıyormuş gibi yapın ya da odadan çıkın.
*Çocuğunun kötü davranışı karşılığında bir ödül elde etmemesine özen gösterin.
*Olumsuz davranışlarını görmezden gelin olumlu davranışları için geribildirimde bulunun.
*Kötü davranışı son bulunca çocuğa bol bol ilgi gösterin.

Ayrıca çocuğu sevdiği etkinlikten ayırıp, oyuna ya da etkinliğe kısa bir süre “ara verme” yöntemi de çocuğun istenmeyen davranışlarını azaltmak için kullanılabilir. Bu yöntemle, çocuğunuz istenmeyen davranışı sergilediğinde pekiştirici ya da haz verici durumdan çabucak uzaklaştırıp, onun açısından hiç de pekiştirici olmayan bir ortamda belli bir süre oturarak etkinlikten uzaklaşması sağlanmalıdır. “Ara verme” yöntemi ile bir çok istenmeyen davranış çabucak zayıflar. “Ara verme” hemen istenmeyen davranışın arkasından uygulanmalı ve süresi çocuğun yaşının her yılı için bir dakika olmalıdır. Bunun için alarmlı bir saat kullanılabilir. Saatin alarmının çalmasını bekleyin ve saat çalana kadar çocukla her türlü iletişimi kesin. Saatin zili çaldığında çocuk kendisi sürenin bittiğini anlayıp etkinliğine geri dönebilir. Böylece ebeveynler de kendilerini suçlu hissetmemiş olurlar.

HANGİ SIKLIKTA ORTAYA ÇIKIYOR?

Çocukların istenmeyen davranışlarını çok iyi tespit etmek için hangi durumlarda ve ne sıklıkta ortaya çıktığını belirlemek gerekmektedir. Ebeveyn tutumlarına bağlı olan istenmeyen davranışların düzelmesi, ebeveynlerin ortak kararlılığı ve tutarlılığı ile mümkündür. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, bu davranışların belirli bir psikolojik olaydan sonra ortaya çıkıp çıkmadığıdır. Bu gibi durumlarda ebeveynlerin bir uzmandan yardım alması gerekmektedir. Uzman tarafından tespit edilen duygusal bozuklukların erken teşhis ve tedavisi ile hem çocuk hem de ebeveynleri istenmeyen davranışları kontrol altına almış olacaklardır.

boycutting[1]

Çocukların büyüme ve gelişmesi dendiğinde, birçok ebeveynin aklına çocuklarının ilk ne zaman emeklediği, sıraladığı ve yürüdüğü gelir. Kaç tane ebeveyn çocuklarının küçük nesneleri baş ve işaret parmağı ile aldığını ya da nesneyi bir elinden diğerine geçirdiğini hatırlar?

Büyük motor beceriler daha gözle görülür ve dikkat çeken gelişim alanıdır. Bebek için dönme, başını kaldırma, emekleme daha belirgindir. Daha büyük çocuklar için ise denge, yürüme, koşma ve atlama becerileri belirgindir. İnce motor beceriler ise parmaklar, eller ve kolların hareketlerini gerektiren becerilerdir. Uzanma, yakalama, nesneleri tutma, farklı nesneleri (boya kalemi, makası) kontrol etmeyi içerir.

Çocuklar çevrelerini hareket ederek ve nesneleri ellerine alarak keşfederler. Öncelikle çocuğun nesnelere uzanması ve onu eline alıp tutarak incelemesi için ince motor becerilerinin gelişmiş olması gerekir. İnce motor beceriler, bedenin küçük kas hareketleri için kullanılmaktadır.

Kas gelişimi genelden özele yani büyük kas grubundan küçük kas grubuna doğru bir gelişim gösterir. Önce omuz hareketleri ile başlayan el hareketleri zamanla parmaklara kadar özelleşir. Eğer çocuğun omuz kasları gelişmemişse o zaman çocuk ince motor etkinliklerinde zorlanacaktır. Kas gelişimindeki genelden özele geçiş el becerileri için de geçerlidir. Bebek nesneleri önce avucuyla kavrarken zamanla parmaklarını kullanarak tutmayı öğrenecektir. İnce motor beceriler sadece küçük kasların kontrolü demek değildir aynı zamanda el-göz koordinasyonu da demektir. Çocuk bir nesneyi görüp onu yakalamak için elini görsel nesneye doğru uzatabilmelidir aksi takdirde yakalama ve kavrama olamayacaktır.

İnce motor becerilerdeki zayıflık, çocuğun yemek yemesini, kitabın sayfasını çevirmesini, giyinip soyunmasını dolayısıyla öz bakım becerilerini de etkiler. Özellikle çocuk okula başladığında ince motor beceriler yazı yazması için daha da önem kazanmaktadır. Okulöncesi çocuğunun kalemi kavraması ve kaleme hakim olması beklenmektedir. Sonuç olarak ince motor beceriler hem çocuğun yaşamı hem de okul için önemlidir.

Aşağıda çocukların gelişim basamakları genel olarak belirtilmektedir. Her çocuğun gelişimi farklıdır, bu basamaklar genel gelişim ortalaması olarak kabul edilebilir. Sizin çocuğunuz belirtilen yaşta bunu yapamıyorsa, gelişiminde gerilikler vardır anlamına gelmemelidir, burada bireysel farklılıklar dikkate alınmalıdır. Eğer gelişimi ile ilgili gecikmelerinin olduğunu düşünüyorsanız bir uzmandan yardım almalısınız.

0-4 Ay:                                 

  • Bebek kollarını ve ellerini görüş alanındaki bir nesneye doğru uzatabilir
  • Sağ ve sol kollarını aynı anda hareket ettirebilir
  • 2-3 ay arasında nesnelere uzanmaya başlar ve nesneyi vücudunun orta hattında tutar

4-12 Ay:

  • 4. ay civarında elindeki nesneyi sıkabilir
  • 6. ay civarında küçük nesneleri eline alabilir
  • 12. ay civarında nesneleri baş ve işaret parmağı ile tutabilir
  • Bir nesneyi bir elinden diğer eline geçirebilir
  • El-göz koordinasyonu gelişir
  • Görüş alanındaki bir nesneyi ve ona doğru uzanır
  • Kitap sayfası çevirebilir
  • Topu yuvarlayabilir

1-2 Yaş:

  • Desteksiz oturup dengesini ayarlarken ellerini oyun için kullanır
  • Bu dönemde el ve kol kullanımı bütün kolun kaba şekilde kullanılmasını içerir
  • 2 yaşına doğru parmaklar ayrı ayrı hareket etmeye başlar, işaret parmağını kullanmaya başlar
  • Boya yaparken bütün kol omuzdan kuvvet alarak boyama yapar
  • 2 yaşında karalamaları daireseldir

2-3 Yaş:

  • Elini kullanırken omuzdan daha az kuvvet almaya başlar
  • El tercihi henüz belirgin değildir
  • Kavanoz kapaklarını açmak için bir eliyle kapağı çevirirken diğer eliyle kavanozu tutar
  • Boya kalemlerini parmakla tutmaktan çok eli ile kaba bir şekilde kavrar
  • 2;6- 3 yaş civarında hamurdan bir parça koparıp yılan şeklinde yuvarlar
  • Yatay, dikey çizgileri ve daireyi bir yetişkini izleyerek taklit edebilir
  • 3 yaşına doğru ise yatay, dikey çizgileri ve dairenin resmi gösterildiğinde kopyalayabilir
  • 3 yaşına doğru bir eliyle kağıdı tutarak makasla ikiye kesebilir
  • Kaşık kullanır

3-4 Yaş:

  • Boya yaparken bir eliyle boyayı tutarken diğer eliyle de kağıdı sabitlemek için tutar
  • Çizgileri ve daireyi kopyalamada gelişim gösterir
  • Makasla düz bir çizgiyi kesebilir
  • Kıvrımlı şekilleri keserken diğer eli ile de kağıdı çevirir
  • 3-3;6 yaş civarında basit yapbozları tamamlar
  • 9 ve daha fazla küple kule yapar
  • Destekle giyinip, soyunabilir
  • 4 yaş civarında boya kalemini üç parmağı ile kavrayabilir

4-5 Yaş:

  • El tercihinin 4-5 yaş arasında oturması beklenir
  • Boya yaparken çizginin dışına taşırmadan boyayabilir
  • Çarpı ve kareyi bakarak kopyalayabilir
  • Makasla keserken küçük küçük adımlarla ilerler
  • Kağıttan kare şeklini keserek çıkarabilir
  • 4-4;6 yaş civarında giyinirken düğmeler, fermuarını çeker
  • 4;6-5 yaş civarında çatalla yemek yer, çorba içer

5-6 Yaş:

  • El tercihi artık oturmuştur
  • Kalem tutuşu olgunlaşmıştır
  • Makası tutması olgunlaşmıştır
  • Çarpı, üçgen ve eşkenar dörtgeni kopyalayabilir
  • Sınırlı boyamada küçük alanları boyayabilir
  • 5;6-6 yaş civarında şekilleri makasla keserek kağıttan çıkarabilir
  • 6 yaş civarında karışık yapbozları tamamlar

Son dönemlerde 66 aylık çocukların okul olgunluğunu kazanamaması tartışılırken bir yandan da okula başlayan çocukların akademik olarak zorlanabilecekleri hatta zamanında okuma-yazmayı öğrenmeyeceklerinden aileler korkmaktadırlar. Her ebeveyn çocukları okula başladığında okuma-yazmayı zamanında öğrenmesini bekler. Fakat bazen çocuğun öğrenmesinde gecikmeler meydana gelebilir. Belkide çocuğunuz öğrenme güçlüğü yaşıyor olabilir. Peki öğrenme güçlüğü nedir, belirtileri nelerdir, tedavisi var mıdır? Tüm kafanızdaki bu soruların cevabı ve öğrenme güçlüğü ile ilgili bilmeniz gerekenler aşağıdadır.

Öğrenme Güçlüğü, çocuğun zeka düzeyinin normal ve normal üstü olmasına rağmen akademik (okuma-yazma-matematik) performansının beklenenin altında olması demektir. Öğrenme Güçlüğü, akademik alanların birinde ya da hepsinde görülebilir.

Öğrenme Güçlüğü olan çocuklar okuma ve okuduğunu anlamada, yazmada ve matematiği öğrenmede zorlanırlar.

Öğrenme Güçlüğü’nün 3 tipi vardır:

  1. Okuma Bozukluğu (Disleksi)
  2. Yazma Bozukluğu (Disgrafi)
  3. Matematik Bozukluğu (Diskalkuli)

Öğrenme Güçlüğü’nün Nedenleri:

Öğrenme Güçlüğü’nün nedenleri tam olarak bilinmemektedir. Yapılan araştırmalara göre çocuğun öğrenmesine ket vuran bir takım etmenler üzerinde durulmaktadır. Bunlar genetik yatkınlık, nörolojik ve çevresel etmenlerdir.

Öğrenme Güçlüğü, gelişimsel bir sorundur. Öğrenme ve algılama sorunu çocuğun doğumu ile başlar ve yaşam boyu farklı alanlarda devam eder.

Öğrenme Güçlüğü’nün Tipik Belirtileri:

A.   Okuma Bozukluğu (Disleksi)

  • Okumayı öğrenmede zorlanır
  • Harfleri karıştırır ya da atlar
  • Okuma hızı yavaştır
  • Okuduğunu anlamaz
  • b/d gibi harfleri ya da 6/9 gibi sayıları ters algılar
  • Okurken satır atlar

B.   Yazma Bozukluğu (Disgrafi)

  • Yazısı okunaksız ve düzensizdir
  • Bazı harf, rakam ve sözcükleri ters yazar
  • Yazarken harf veya hece atlar
  • Sözcük arasında boşluk bırakmaz ya da sözcüğü hecelere bölerek yazar

C.   Matematik Bozukluğu (Diskalkuli)

  • Matematik kavramlarını anlayamaz
  • Sayı ve sembolleri tanımada zorlanır
  • Çarpım tablosunu öğrenmede zorlanır
  • Problemleri anlamada ve izlenecek adımlara karar vermede zorlanır

 

Öğrenme Güçlüğü’nün Okulöncesi Dönem Belirtileri:

Öğrenme Güçlüğü, genellikle çocuk okula başladığında, kendisinden beklenen okuma ve yazma becerilerini kazanamayınca fark edilse de ilk belirtileri okulöncesi dönemde  kendini gösterir.

  • Dil gelişiminde gecikmeler veya konuşma bozuklukları
  • Zayıf algısal ve bilişsel yetenekler
  • Zayıf kavram gelişimi
  • Yetersiz motor gelişim
  • El becerilerinde zayıflık
  • Çizim ya da kopyalamaya karşı isteksizlik (sayıları, geometrik şekilleri)
  • Bellek ve dikkat problemleri ( sayıları, renkleri, haftanın günlerini öğrenmede güçlük)
  • Bir işi sürdürmekte güçlük
  • Öz-bakım becerileri öğrenmede güçlük.

Öğrenme Güçlüğü’nün Tedavisi:

Öğrenme Güçlüğü’nün erken teşhis ve tedavisi ile çocuğun akademik olarak yaşıtlarını yakalaması mümkündür.

Öğrenme Güçlüğü’nün tedavisinde eğitsel tedavi büyük önem taşımaktadır. Çocuğun akademik olarak zorlandığı alanlar belirlendikten sonra çocuğa uygun eğitsel tedavi programı hazırlanır. Bunun için konusunda uzman kişilerce özel eğitim programları yürütülür. Eğitsel tedavi için uzmanlaşma gerekir. Ayrıca hekimin gerek gördüğü durumlarda eğitsel tedaviye ek olarak medikal tedavi de uygulanır.

Eğitsel tedavinin amacı; çocuğun zorlandığı öğrenme alanlarında çocuğa uygun yöntemlerle öğrenmesini destekleyici programlar hazırlayarak akademik performansını arttırmaktır. Böylece çocuk kendisinden beklenen akademik başarıyı da yakalamış olacaktır.

 

           

Otizm, temel olarak iletişimde ve sosyal ilişkilerdeki zorluk ya da kısıtlılık olarak tanımlanan gelişimsel bir bozukluktur. Aslında çevrenizde yalnız kalmak isteyen ve bundan mutlu olan, tek başına oynamayı tercih eden, göz kontağı kurmayan ya da kısıtlı göz kontağı kuran çocukları çoğunuz fark etmişsinizdir. Bu çocuklar sanki çevreleriyle arasında bir sis perdesi varmış gibi ilgisiz davranırlar; orada birilerinin olduğunu fark ederler ama yoklarmış gibi davranırlar. Bazen iletişim kurmak isteseler de bunu gerçekleştirebilecek yeterli sözel beceriye sahip değildirler.

Otizm, sıklıkla çevreye karşı ilgisiz oluyor olması ve konuşma problemi ile ailenin dikkatini çeker. Genellikle bu dönem bizim erken çocukluk dönemi olarak nitelediğimiz 1;6 ile 2 yaş civarında fark edilir. Günümüzde hala çocuğun zamanla konuşacağı inancıyla ya da kreşe/yuvaya başladığında yaşıtlarıyla oynayacağı düşünülerek çocuğa zaman kaybettiriliyor. Herşeyden önce unutmamak gerekir ki erken teşhis ve erken dönemde eğitim ile bu çocuklar yaşıtlarına yaklaşabilirler ya da yaşıtları gibi olabilirler. Tabii çocuğun otizmden etkilenme derecesine göre bu durum farklılıklar gösterebilir.

Her çocuğun otizmden etkilenme derecesi farklı olsa da bir takım ortak özellikleri vardır. Sık olarak karşılaştığımız belirtiler; çevreye karşı ilgisizlik, yaşıtlarıyla oynamama, göz kontağı kurmama ya da kısıtlı göz kontağı kurma, adına seslenince bakmama, kısıtlı ilgi alanı, nesneleri çevirme ya da sallama şeklinde tekrarlayıcı davranışlar, dil gelişimindeki gecikmeler, tekrar şeklinde konuşma, değişikliklerden hoşlanmama, uygun olmayan yüz ifadesi ve davranış problemleri olarak sıralanabilir.

Aileler çocuktaki belirtileri erken dönemde fark ederek; erken tanı ve yaşam boyu süren eğitim ile çocuklarının yaşamlarında kalıcı farklılıklar yaratırlar. Çocuğa uygulanacak olan uygun eğitim programı ile hem bilişsel işlevleri geliştirilir hem de davranışsal problemleri ortadan kalkar ve çevresiyle iletişimi sağlanmış olur.

Aileler Nelere Dikkat Etmeliler?

  • Çocukları konuşma çağına geldiği halde konuşmuyorsa,
  • 4.-5. aylarda anne-babasına gülücükle karşılık vermiyorsa,
  • Göz kontağı kurmuyorsa,
  • İsteklerini anne-babasının elini kullanarak belirtiyorsa,
  • Kazanılmış becerilerini kaybettiyse,
  • Dönen nesnelere aşırı ilgiliyse,
  • Adına seslenince bakmıyorsa,
  • Yaşıtları ile oynamak yerine tek başına oynamayı tercih ediyorsa çocuğun bir uzman tarafından  değerlendirilmesi gerekmektedir.

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), çocukluk çağının en önemli sorunlarının başında gelir. Çocuğun etkilenmesinin yanı sıra aileyi, okulu ve toplumu da ilgilendirir.

Çocuklarda doğumdan itibaren var olan fakat sıklıkla 3-4 yaşlarında farkedilen bir sorundur. Yaşıtlarıyla kıyaslandığında aşırı hareketlilik, yerinde duramama ve dikkatinin çok çabuk dağılıyor olması ile karakterizedir.

DEHB’nin 3 tipi vardır:

  1. Dikkat Eksikliği
  2. Aşırı hareketlilik
  3. Dürtüsellik

DEHB’nin nedenleri kesin olarak bilinmemekle beraber son yapılan araştırmalar yapısal bir sorun olduğunu ortaya koymaktadır. DEHB’nin en geçerli nedeninin ise genetik olduğu düşünülmektedir.

DEHB’nin Tipik Belirtileri Nelerdir?

A.   Dikkat Eksikliği

  • Dikkatini ayrıntılara vermekte zorlanır
  • Basit hatalar yapar
  • Dinlemiyormuş gibi görünür
  • Verilen görevleri tamamlayamaz
  • Dikkati kolayca dağılır
  • Unutkandır
  • Oyuncaklardan çabuk sıkılır

B.   Aşırı hareketlilik

  • Elleri ayakları kıpır kıpırdır
  • Yerinde oturamaz
  • Sakince oyun oynamakta zorlanır
  • Çok konuşur

C.   Dürtüsellik

  • Sırasını beklemekte zorlanır
  • Başkalarının sözünü keser
  • Soru tamamlanmadan yanıtını verir
  • Kurallara karşı çıkar ya da reddeder
  • Hataları için başkalarını suçlar
  • Kızgındır

 

Ailelere Öneriler:

  • Çocuğunuzu kabul edin
  • Çocuğunuzu her koşulda sevdiğinizi gösterin
  • Çocuğunuzun güçlü ve güçsüz olduğu yanlarını belirleyin
  • Çocuğunuza zaman ayırın
  • Çocuğunuzu mutlaka dinleyin
  • Sabırlı olun
  • Mutlaka kurallar koyun ve uygulayın
  • Kuralları uygularken kararlı ve tutarlı olun
  • Yaptığı olumlu davranışları fark edin ve övün
  • Disiplinli ders çalışma alışkanlığını kazandırın
  • Başarısızlıklarıyla dalga geçmeyin
  • Sorumluluk verin ve yerine getirmesini isteyin
  • Diğer kardeş/arkadaşlar ile kıyaslamayın
  • Birlikte kitap okuma saatleri düzenleyin
  • Mutlaka bir spora yönlendirin

 

DEHB’da erken teşhis ve erken müdahale ile oldukça yüz güldürücü sonuçlar elde edilmektedir. Tedavide uzman, aile ve okul işbirliği çok önemlidir.

Tedavide hekim kontrolünde ilaç tedavisinin yanı sıra çocuğa bireysel/grup özel eğitim destekli programlar uygulanmaktadır.

Eğitsel tedavinin amacı; çocuğun dikkatini ve öğrenmesini arttırmak, davranış problemlerini azaltmaktır. Özel eğitim programlarının uygulanması ile çocuğun akademik, ruhsal ve davranış problemlerinin kontrol altına alınması sağlanmaktadır. Çocuğun olumsuz davranışlarının yerine olumlu davranışların öğretilmesini destekleyici tekniklerle çocuğun toplumsal yönden de uyumu arttırılmaktadır.