You are currently browsing the tag archive for the ‘pedagog’ tag.

                                                                                           untitled

Çocuklar 2 yaşına geldiklerinde çoğu zaman “2 yaş sendromu” olarak da adlandırılan bu dönemde aslında her çocuğun yaşaması gereken doğal bir gelişim evresini yaşamaktadırlar. Aslında bu bebeklikten çıkıp çocukluğa geçiş dönemi hem anne-babalar hem de çocuk için zorlukların da başladığı bir dönemdir. 2 yaş dönemi kesin olarak 2 yaşında başlayıp bir süre sonra bitmez, çocukların bireysel farklılıkları ile birlikte 16-36 ay arasında görülen zorlu bir dönemdir.

Bu döneme kadar anne ve babaya bağımlı olan çocuk artık giderek büyümekte ve bireyselleşmektedir. Motor gelişimi arttıkça hareketlenmeye başlamıştır, çevresine karşı ilgisi ve merakı artmıştır, dili gelişmektedir ve en önemlisi bağımsızlığının farkına varmıştır. Bu gelişimlerin hepsi çocuğun sosyalleşmek için attığı adımlardandır. Böylece çocuk anne ve babasına ait olmak yerine onlardan uzaklaşıp bağımsız davranabildiğini keşfetmiştir artık. Bu kırılma noktasında geriye dönüş yoktur takii bu dönem tamamlanana kadar.

Çocuğun bu dönemde bireyselleşme çabası içerisinde; inatlaşması, ısrarcı davranması, huysuzlaşması ve çevresine isteklerini kabul ettirerek onların davranışlarını kontrol etmesi gibi davranışlar çoğunlukla görülmektedir ve bunlar doğal bir süreçtir. Çocuklar bu dönemi farklı aylarda yaşayabileceği gibi her çocuk da farklı davranışlar sergileyebilmektedir.

Çocukta Görülebilecek Değişiklikler:

• Aşırı inatçılık

• Huysuzluk

• Çevresindeki kişilere vurma

• Elindeki eşyaları atma/fırlatma

• İsteklerini ağlayarak yaptırma

• Israrcı davranışlarda bulunma

• Yeme ve uyku alışkanlıklarının değişmesi

2 yaş dönemindeki çocukla uğraşmak, onun bu davranışları ile baş etmeye çalışmak elbette çok zor olacaktır. Anne ve babaların davranışlarındaki farklı tutumlar da çocuğun yaşadığı durumları zorlaştıracaktır. Öncelikle anne ve babalar bu dönemin doğal bir dönem olduğunu bilir ve davranışları doğal karşılarlarsa süreç kolaylaşacaktır.

Aileler Bu Dönemde Nasıl Davranmalı?

— Anne ve babalar aşırı baskıcı tutum sergilediği zaman ve kurallarını çocuğa kabul ettirmeye çalıştıklarında süreç daha katı bir hal alacaktır. Bu dönemde çocuğu çok katı kurallarla eğitmeye, ona terbiye vermeye çalışılmamalıdır. Bu dönemde çocuğun henüz ahlaki ve toplumsal kuralları öğrenmeye hazır olmadığını bilmek gerekmektedir.

— Çocuğun tuvalet eğitimi eğer çocuk hazır değilse belli bir süre ertelenmelidir. Zaten çocuğun yeni bir döneme adapte olması sağlanırken bir de inatlaşmaya neden olacak özellikle tuvalet eğitimi verilmemelidir. Çocuk hazırsa, bunu hareketleriyle ya da sözel olarak ifade ediyorsa başlanabilir ancak yaşı geldiği için tuvalet eğitimine hazır olmadan geçilmemelidir. Unutmamak gerekir ki; çocukla tuvalet eğitimde inatlaşmak baştan kaybedeceğiniz bir mücadeledir.

— Yemek konusunda ısrarcı davranmak yerine çocuğun sevebileceği yiyeceklerin içine fark edemeyeceği tatlardan koymak, farklı şekillerde sunmak hem sizi hem de çocuğu bu konuda inatlaşmaktan kurtaracaktır.

— 2 yaş dönemindeki çocuğun henüz dil gelişimi yetersiz olduğu için huysuzluğu, nesneleri atma ve çevresindeki kişilere vurma davranışları ile karşılaşabilirsiniz. Bu davranışları sergilediğinde sizin model olarak sakin kalıp ona nasıl ifade etmesi gerektiğini onun anlayacağı bir dilden anlatmak gerekmektedir.

— Çocuğun tutturması karşında anne ve babaların en sık yaptığı yanlış istediğini hemen alarak olası krizi önceden engelleme çabasıdır. Bu durum sadece anlık çözümdür. Yapılması gereken sakin olmak ve ortamı terk etmektir. Çocuk bir şey elde edemeyeceğini öğrenince davranışta azalma görülecektir.

— Çocuk sinirlendiğinde onu yalnız bırakmak, sakinleşmesini beklemek en doğru davranıştır. Çocuğa bağırmak, cezalandırmak ya da şiddet uygulamak onun bu yaş döneminde kavraması güç bir durumdur. Aksine sinirlendiğinde bağırmayı ve şiddet uygulamayı sizden öğrenip ileride bunu uygulayacaktır.

Anne ve babalar bu yaş döneminin özelliklerini öğrenir ve nasıl mücadele edeceklerini bilirlerse sorun hem kısa sürecektir hem de krizler büyümeden önüne geçilecektir. Eğer anne ve baba bu süreç içerisinde kendi başlarına sorunu çözemiyorlarsa profesyonel yardım almaları gerekmektedir.

Nilçin Doyran Bengisu

Uzman Pedagog

Reklamlar

imagesCAQI80RR

Uzun bir aradan sonra tekrar merhaba ;)))

Hepimizin bildiği malum sebeplerden mi yoksa yaz rehavetinden midir bilmem elim bir türlü yazmaya gitmedi maalesef :((

Mayıs ve Haziran ayları en sevdiğim aylar olmasına rağmen bu sene buruk geçti benim için, gündemde bu kadar olay varken olanlara kayıtsız kalmak, hiç bir şey yokmuş gibi davranmak olmazdı. Uzun süre önce planladığım tatile gittim geldim ama aklım hep buradaydı. Ayrıca saat farkından dolayı olaylardan haberleri yakından takip edememek de cabası oldu.

Neyse durum böyle olunca halihazırda tatil sonrası dinlenememiş bir zihin de yazmayı bir türlü beceremedi. Tembellik de denilebilir. Kafamda bir ton proje var ama elinin işe gitmemesi nasıl bir işkencedir hem bedene hem de zihne…Hep bir ikilemde kalmak mıdır acaba?

Koyduğum hedeflere birer birer ulaşmak için çok çalışmam gerek, organize edilmesi gereken ve beklenen bir çok yazı var, bir an önce başlayıp bitirmek en doğrusu olacak galiba…En kısa zamanda yeni yazım blogda olacak söz.

Hepimize güzel günler göreceğimiz bir gelecek dilerim…

Sevgiler…

imagesCAGXVG0V

Nisan ayına girdiğimiz şu günlerde “otizm farkındalık ayı” olarak toplumu fark etmeye davet etmek için yeni yazımı bu konuya ayırmak istedim. Toplum olarak gerçekten otizmi ne kadar tanıyoruz ve ne kadar farkındayız? Acaba toplum olarak fark ettiğimizde de ne kadar onların yanındayız?

Otizm, temel olarak iletişimde ve sosyal ilişkilerdeki zorluk ya da kısıtlılık olarak tanımlanan gelişimsel bir bozukluktur. Aslında çevrenizde yalnız kalmak isteyen ve bundan mutlu olan, tek başına oynamayı tercih eden, göz kontağı kurmayan ya da kısıtlı göz kontağı kuran çocukları çoğunuz fark etmişsinizdir. Bu çocuklar sanki çevreleriyle arasında bir sis perdesi varmış gibi ilgisiz davranırlar; orada birilerinin olduğunu fark ederler ama yoklarmış gibi davranırlar. Bazen iletişim kurmak isteseler de bunu gerçekleştirebilecek yeterli sözel beceriye sahip değildirler.

Otizm, sıklıkla çevreye karşı ilgisiz oluyor olması ve konuşma problemi ile ailenin dikkatini çeker. Genellikle bu dönem bizim erken çocukluk dönemi olarak nitelediğimiz 1;6 ile 2 yaş civarında fark edilir. Günümüzde hala çocuğun zamanla konuşacağı inancıyla ya da kreşe/yuvaya başladığında yaşıtlarıyla oynayacağı düşünülerek çocuğa zaman kaybettiriliyor. Herşeyden önce unutmamak gerekir ki erken teşhis ve erken dönemde eğitim ile bu çocuklar yaşıtlarına yaklaşabilirler ya da yaşıtları gibi olabilirler. Tabii çocuğun otizmden etkilenme derecesine göre bu durum farklılıklar gösterebilir.

Her çocuğun otizmden etkilenme derecesi farklı olsa da bir takım ortak özellikleri vardır. Sık olarak karşılaştığımız belirtiler; çevreye karşı ilgisizlik, yaşıtlarıyla oynamama, göz kontağı kurmama ya da kısıtlı göz kontağı kurma, adına seslenince bakmama, kısıtlı ilgi alanı, nesneleri çevirme ya da sallama şeklinde tekrarlayıcı davranışlar, dil gelişimindeki gecikmeler, tekrar şeklinde konuşma, değişikliklerden hoşlanmama, uygun olmayan yüz ifadesi ve davranış problemleri olarak sıralanabilir.

Aileler çocuktaki belirtileri erken dönemde fark ederek; erken tanı ve yaşam boyu süren eğitim ile çocuklarının yaşamlarında kalıcı farklılıklar yaratırlar. Çocuğa uygulanacak olan uygun eğitim programı ile hem bilişsel işlevleri geliştirilir hem de davranışsal problemleri ortadan kalkar ve çevresiyle iletişimi sağlanmış olur.

“Nisan ayı otizm farkındalık ayı” hepimizde bir farkındalık yaratsın, böylece çevremizdeki farklılıkları da toplumumuzun renkleri olarak kabul etmeye çalışalım. Toplum olarak biz otizmin farkına varırsak ve vardırırsak o zaman bu çocuklar için farklılık yaratmış oluruz… biz onları anlarsak o zaman fark yaratmış oluruz…

imagesCAIC2JPZ

Bebeğinizi dünyaya getirdiniz belli bir dönem ona baktınız ama artık bebeğinizden ayrılma vakti geldi. Günümüz koşullarında çalışan annelerin eve katkıda bulunmaları veya kariyerleri gereği işe devam etmeleri gerekirken en büyük sorunları bebeklerini kime emanet edecekleridir. Danışanlarımın da sık sık sorduğu soruların başında “peki ideal bebek bakıcısı nasıl olmalı?” gelmektedir.

Öncelikle ideal bebek bakıcısı her anne için farklılık gösterse de ortak beklenti şefkatli, güvenilir ve deneyimli olmasıdır. Kısacası işe giderken gözünüzün arkada kalmayacağı birisi olmalı. Bebeğin sadece yemeğinin yedirilmesi, altının değiştirilip uyutulması artık günümüz koşullarında yeterli değildir ve birçok araştırma da bunu destekler niteliktedir. Bebeğin bunlar dışında gereksinimlerinin olduğu ve bunların da karşılanması gerektiği unutulmamalıdır. Modern zamanda ideal bakıcıdan beklenen özellikler; bebekle oyun oynamalı, masal okuyarak dil gelişimine katkıda bulunmalı, sorduğu soruları cevaplamalı, davranış problemlerini çözebilmeli ve tüm bunları göz kontağı kurarak yapmalı. İş arasında çocukla ilgilenmemelidir. Ayrıca bebekle konuşup, oyun oynarken coşkusunu ve duygusunu da bebekten esirgememeli. Bebeğin iletişim kurmasını desteklemeli ve sosyalleşmesi için uğraşmalıdır.

Bebek bakıcısının deneyimli olması çok önemlidir. Meslek liselerinin çocuk gelişimi bölümünden mezun olması ya da kendini bu konuda geliştirmeye açık olması gerekmektedir. Ayrıca bebeğin dil gelişimi için bakıcının anadilini iyi kullanması ve aksanının düzgün olması önemlidir. Henüz çocuk anadiline hakim değilken yabancı bir bakıcının bakması uygun değildir.

Bebek bakıcısı ile bebeği yalnız bırakmadan önce mutlaka belli bir dönem birlikte zaman geçirilmelidir. Böylece hem bebeğin alışması kolay olacaktır hem de siz bakıcının bebekle olan iletişimini gözlemleme fırsatı bulacaksınız. Bakıcı bebekle ile iletişim kurduğunda sizin kaygılı olmamanız bebeğin de güven duygusunu geliştirecektir ve alışmasını kolaylaştıracaktır. Bebeğinizle geçireceğiniz kaliteli zaman sayesinde anne-bebek ilişkisi güçlü kalacak bebek de bakıcısını anne yerine koymayacaktır.

 naughty_kid[1]

Çocukların yaramazlık yapması, kurallara uymaması, ebeveynlerini dinlememesi ve topluluk içinde ebeveynlerini zor durumda bırakacak davranışlarda bulunması istenmeyen davranışlardır. Bazen bu davranışlar her hangi bir problemin belirtisi olurken bazen de ebeveyn tutumları ile ilgili olabilir.

Çocuğun disipline edilmesi ve uyumlu bir çocuk olması için yapılması gereken şeyler çoğu zaman ebeveynlerin kararlı ve tutarlı davranmaları ile şiddetini azaltacaktır. Zaman zaman oyuncakçıda ya da restoranda istediği alınmadığı için ağlayan ya da kendini yerlere atan çocuklara hepimiz şahit olmuşuzdur. O anda ebeveynin sinirlerine hakim olup, durumu kontrol altına alması zor olsa da bunu başarması gerekmektedir.

Çocukların söz dinlememesi veya toplum içinde istenmeyen davranışlar göstermesi bazen çocuğun duygusal durumu ile ilgili de olabilir. Çok yakın zamanda yaşamış olduğu bir ayrılık, kayıp, arkadaş problemi, kardeş doğumu, okula başlama ya da akademik başarısızlıklar gibi sorunlar çocuğun istenmeyen davranışları sergilemesine sebep olabilir. Bunun için ebeveynlerin çocuklarını çok iyi gözlemlemeleri ve son zamanlarda çocuklarındaki değişiklikleri takip etmeleri gerekmektedir.

Çoğu ebeveyn böyle bir durumla karşılaştığında nasıl davranacağını bilememektedir. İstenmeyen davranışları görmezden gelerek mi yoksa cezalandırarak mı yok edebiliriz? İstenmeyen davranışları azaltmak ya da ortadan kaldırmak için;

EBEVEYN NE YAPMALI?
*Çocuğunuz olumsuz davranış sergilediğinde kısa bir süre için çocuğunuza ilgi göstermeyi bırakın.
*Onunla tartışmaya girmeyin, konuşmayın veya onu azarlamayın.
*Başınızı çevirin ve onunla göz göze gelmekten kaçının.
*Tutum ve davranışınızda, yüz ifadenizde kızgınlık belirtisi göstermeyin.
*Başka bir şeyle uğraşıyormuş gibi yapın ya da odadan çıkın.
*Çocuğunun kötü davranışı karşılığında bir ödül elde etmemesine özen gösterin.
*Olumsuz davranışlarını görmezden gelin olumlu davranışları için geribildirimde bulunun.
*Kötü davranışı son bulunca çocuğa bol bol ilgi gösterin.

Ayrıca çocuğu sevdiği etkinlikten ayırıp, oyuna ya da etkinliğe kısa bir süre “ara verme” yöntemi de çocuğun istenmeyen davranışlarını azaltmak için kullanılabilir. Bu yöntemle, çocuğunuz istenmeyen davranışı sergilediğinde pekiştirici ya da haz verici durumdan çabucak uzaklaştırıp, onun açısından hiç de pekiştirici olmayan bir ortamda belli bir süre oturarak etkinlikten uzaklaşması sağlanmalıdır. “Ara verme” yöntemi ile bir çok istenmeyen davranış çabucak zayıflar. “Ara verme” hemen istenmeyen davranışın arkasından uygulanmalı ve süresi çocuğun yaşının her yılı için bir dakika olmalıdır. Bunun için alarmlı bir saat kullanılabilir. Saatin alarmının çalmasını bekleyin ve saat çalana kadar çocukla her türlü iletişimi kesin. Saatin zili çaldığında çocuk kendisi sürenin bittiğini anlayıp etkinliğine geri dönebilir. Böylece ebeveynler de kendilerini suçlu hissetmemiş olurlar.

HANGİ SIKLIKTA ORTAYA ÇIKIYOR?

Çocukların istenmeyen davranışlarını çok iyi tespit etmek için hangi durumlarda ve ne sıklıkta ortaya çıktığını belirlemek gerekmektedir. Ebeveyn tutumlarına bağlı olan istenmeyen davranışların düzelmesi, ebeveynlerin ortak kararlılığı ve tutarlılığı ile mümkündür. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, bu davranışların belirli bir psikolojik olaydan sonra ortaya çıkıp çıkmadığıdır. Bu gibi durumlarda ebeveynlerin bir uzmandan yardım alması gerekmektedir. Uzman tarafından tespit edilen duygusal bozuklukların erken teşhis ve tedavisi ile hem çocuk hem de ebeveynleri istenmeyen davranışları kontrol altına almış olacaklardır.

Son dönemlerde 66 aylık çocukların okul olgunluğunu kazanamaması tartışılırken bir yandan da okula başlayan çocukların akademik olarak zorlanabilecekleri hatta zamanında okuma-yazmayı öğrenmeyeceklerinden aileler korkmaktadırlar. Her ebeveyn çocukları okula başladığında okuma-yazmayı zamanında öğrenmesini bekler. Fakat bazen çocuğun öğrenmesinde gecikmeler meydana gelebilir. Belkide çocuğunuz öğrenme güçlüğü yaşıyor olabilir. Peki öğrenme güçlüğü nedir, belirtileri nelerdir, tedavisi var mıdır? Tüm kafanızdaki bu soruların cevabı ve öğrenme güçlüğü ile ilgili bilmeniz gerekenler aşağıdadır.

Öğrenme Güçlüğü, çocuğun zeka düzeyinin normal ve normal üstü olmasına rağmen akademik (okuma-yazma-matematik) performansının beklenenin altında olması demektir. Öğrenme Güçlüğü, akademik alanların birinde ya da hepsinde görülebilir.

Öğrenme Güçlüğü olan çocuklar okuma ve okuduğunu anlamada, yazmada ve matematiği öğrenmede zorlanırlar.

Öğrenme Güçlüğü’nün 3 tipi vardır:

  1. Okuma Bozukluğu (Disleksi)
  2. Yazma Bozukluğu (Disgrafi)
  3. Matematik Bozukluğu (Diskalkuli)

Öğrenme Güçlüğü’nün Nedenleri:

Öğrenme Güçlüğü’nün nedenleri tam olarak bilinmemektedir. Yapılan araştırmalara göre çocuğun öğrenmesine ket vuran bir takım etmenler üzerinde durulmaktadır. Bunlar genetik yatkınlık, nörolojik ve çevresel etmenlerdir.

Öğrenme Güçlüğü, gelişimsel bir sorundur. Öğrenme ve algılama sorunu çocuğun doğumu ile başlar ve yaşam boyu farklı alanlarda devam eder.

Öğrenme Güçlüğü’nün Tipik Belirtileri:

A.   Okuma Bozukluğu (Disleksi)

  • Okumayı öğrenmede zorlanır
  • Harfleri karıştırır ya da atlar
  • Okuma hızı yavaştır
  • Okuduğunu anlamaz
  • b/d gibi harfleri ya da 6/9 gibi sayıları ters algılar
  • Okurken satır atlar

B.   Yazma Bozukluğu (Disgrafi)

  • Yazısı okunaksız ve düzensizdir
  • Bazı harf, rakam ve sözcükleri ters yazar
  • Yazarken harf veya hece atlar
  • Sözcük arasında boşluk bırakmaz ya da sözcüğü hecelere bölerek yazar

C.   Matematik Bozukluğu (Diskalkuli)

  • Matematik kavramlarını anlayamaz
  • Sayı ve sembolleri tanımada zorlanır
  • Çarpım tablosunu öğrenmede zorlanır
  • Problemleri anlamada ve izlenecek adımlara karar vermede zorlanır

 

Öğrenme Güçlüğü’nün Okulöncesi Dönem Belirtileri:

Öğrenme Güçlüğü, genellikle çocuk okula başladığında, kendisinden beklenen okuma ve yazma becerilerini kazanamayınca fark edilse de ilk belirtileri okulöncesi dönemde  kendini gösterir.

  • Dil gelişiminde gecikmeler veya konuşma bozuklukları
  • Zayıf algısal ve bilişsel yetenekler
  • Zayıf kavram gelişimi
  • Yetersiz motor gelişim
  • El becerilerinde zayıflık
  • Çizim ya da kopyalamaya karşı isteksizlik (sayıları, geometrik şekilleri)
  • Bellek ve dikkat problemleri ( sayıları, renkleri, haftanın günlerini öğrenmede güçlük)
  • Bir işi sürdürmekte güçlük
  • Öz-bakım becerileri öğrenmede güçlük.

Öğrenme Güçlüğü’nün Tedavisi:

Öğrenme Güçlüğü’nün erken teşhis ve tedavisi ile çocuğun akademik olarak yaşıtlarını yakalaması mümkündür.

Öğrenme Güçlüğü’nün tedavisinde eğitsel tedavi büyük önem taşımaktadır. Çocuğun akademik olarak zorlandığı alanlar belirlendikten sonra çocuğa uygun eğitsel tedavi programı hazırlanır. Bunun için konusunda uzman kişilerce özel eğitim programları yürütülür. Eğitsel tedavi için uzmanlaşma gerekir. Ayrıca hekimin gerek gördüğü durumlarda eğitsel tedaviye ek olarak medikal tedavi de uygulanır.

Eğitsel tedavinin amacı; çocuğun zorlandığı öğrenme alanlarında çocuğa uygun yöntemlerle öğrenmesini destekleyici programlar hazırlayarak akademik performansını arttırmaktır. Böylece çocuk kendisinden beklenen akademik başarıyı da yakalamış olacaktır.

 

           

Otizm, temel olarak iletişimde ve sosyal ilişkilerdeki zorluk ya da kısıtlılık olarak tanımlanan gelişimsel bir bozukluktur. Aslında çevrenizde yalnız kalmak isteyen ve bundan mutlu olan, tek başına oynamayı tercih eden, göz kontağı kurmayan ya da kısıtlı göz kontağı kuran çocukları çoğunuz fark etmişsinizdir. Bu çocuklar sanki çevreleriyle arasında bir sis perdesi varmış gibi ilgisiz davranırlar; orada birilerinin olduğunu fark ederler ama yoklarmış gibi davranırlar. Bazen iletişim kurmak isteseler de bunu gerçekleştirebilecek yeterli sözel beceriye sahip değildirler.

Otizm, sıklıkla çevreye karşı ilgisiz oluyor olması ve konuşma problemi ile ailenin dikkatini çeker. Genellikle bu dönem bizim erken çocukluk dönemi olarak nitelediğimiz 1;6 ile 2 yaş civarında fark edilir. Günümüzde hala çocuğun zamanla konuşacağı inancıyla ya da kreşe/yuvaya başladığında yaşıtlarıyla oynayacağı düşünülerek çocuğa zaman kaybettiriliyor. Herşeyden önce unutmamak gerekir ki erken teşhis ve erken dönemde eğitim ile bu çocuklar yaşıtlarına yaklaşabilirler ya da yaşıtları gibi olabilirler. Tabii çocuğun otizmden etkilenme derecesine göre bu durum farklılıklar gösterebilir.

Her çocuğun otizmden etkilenme derecesi farklı olsa da bir takım ortak özellikleri vardır. Sık olarak karşılaştığımız belirtiler; çevreye karşı ilgisizlik, yaşıtlarıyla oynamama, göz kontağı kurmama ya da kısıtlı göz kontağı kurma, adına seslenince bakmama, kısıtlı ilgi alanı, nesneleri çevirme ya da sallama şeklinde tekrarlayıcı davranışlar, dil gelişimindeki gecikmeler, tekrar şeklinde konuşma, değişikliklerden hoşlanmama, uygun olmayan yüz ifadesi ve davranış problemleri olarak sıralanabilir.

Aileler çocuktaki belirtileri erken dönemde fark ederek; erken tanı ve yaşam boyu süren eğitim ile çocuklarının yaşamlarında kalıcı farklılıklar yaratırlar. Çocuğa uygulanacak olan uygun eğitim programı ile hem bilişsel işlevleri geliştirilir hem de davranışsal problemleri ortadan kalkar ve çevresiyle iletişimi sağlanmış olur.

Aileler Nelere Dikkat Etmeliler?

  • Çocukları konuşma çağına geldiği halde konuşmuyorsa,
  • 4.-5. aylarda anne-babasına gülücükle karşılık vermiyorsa,
  • Göz kontağı kurmuyorsa,
  • İsteklerini anne-babasının elini kullanarak belirtiyorsa,
  • Kazanılmış becerilerini kaybettiyse,
  • Dönen nesnelere aşırı ilgiliyse,
  • Adına seslenince bakmıyorsa,
  • Yaşıtları ile oynamak yerine tek başına oynamayı tercih ediyorsa çocuğun bir uzman tarafından  değerlendirilmesi gerekmektedir.

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), çocukluk çağının en önemli sorunlarının başında gelir. Çocuğun etkilenmesinin yanı sıra aileyi, okulu ve toplumu da ilgilendirir.

Çocuklarda doğumdan itibaren var olan fakat sıklıkla 3-4 yaşlarında farkedilen bir sorundur. Yaşıtlarıyla kıyaslandığında aşırı hareketlilik, yerinde duramama ve dikkatinin çok çabuk dağılıyor olması ile karakterizedir.

DEHB’nin 3 tipi vardır:

  1. Dikkat Eksikliği
  2. Aşırı hareketlilik
  3. Dürtüsellik

DEHB’nin nedenleri kesin olarak bilinmemekle beraber son yapılan araştırmalar yapısal bir sorun olduğunu ortaya koymaktadır. DEHB’nin en geçerli nedeninin ise genetik olduğu düşünülmektedir.

DEHB’nin Tipik Belirtileri Nelerdir?

A.   Dikkat Eksikliği

  • Dikkatini ayrıntılara vermekte zorlanır
  • Basit hatalar yapar
  • Dinlemiyormuş gibi görünür
  • Verilen görevleri tamamlayamaz
  • Dikkati kolayca dağılır
  • Unutkandır
  • Oyuncaklardan çabuk sıkılır

B.   Aşırı hareketlilik

  • Elleri ayakları kıpır kıpırdır
  • Yerinde oturamaz
  • Sakince oyun oynamakta zorlanır
  • Çok konuşur

C.   Dürtüsellik

  • Sırasını beklemekte zorlanır
  • Başkalarının sözünü keser
  • Soru tamamlanmadan yanıtını verir
  • Kurallara karşı çıkar ya da reddeder
  • Hataları için başkalarını suçlar
  • Kızgındır

 

Ailelere Öneriler:

  • Çocuğunuzu kabul edin
  • Çocuğunuzu her koşulda sevdiğinizi gösterin
  • Çocuğunuzun güçlü ve güçsüz olduğu yanlarını belirleyin
  • Çocuğunuza zaman ayırın
  • Çocuğunuzu mutlaka dinleyin
  • Sabırlı olun
  • Mutlaka kurallar koyun ve uygulayın
  • Kuralları uygularken kararlı ve tutarlı olun
  • Yaptığı olumlu davranışları fark edin ve övün
  • Disiplinli ders çalışma alışkanlığını kazandırın
  • Başarısızlıklarıyla dalga geçmeyin
  • Sorumluluk verin ve yerine getirmesini isteyin
  • Diğer kardeş/arkadaşlar ile kıyaslamayın
  • Birlikte kitap okuma saatleri düzenleyin
  • Mutlaka bir spora yönlendirin

 

DEHB’da erken teşhis ve erken müdahale ile oldukça yüz güldürücü sonuçlar elde edilmektedir. Tedavide uzman, aile ve okul işbirliği çok önemlidir.

Tedavide hekim kontrolünde ilaç tedavisinin yanı sıra çocuğa bireysel/grup özel eğitim destekli programlar uygulanmaktadır.

Eğitsel tedavinin amacı; çocuğun dikkatini ve öğrenmesini arttırmak, davranış problemlerini azaltmaktır. Özel eğitim programlarının uygulanması ile çocuğun akademik, ruhsal ve davranış problemlerinin kontrol altına alınması sağlanmaktadır. Çocuğun olumsuz davranışlarının yerine olumlu davranışların öğretilmesini destekleyici tekniklerle çocuğun toplumsal yönden de uyumu arttırılmaktadır.

“Çocuğum okula başlayacak fakat okula hazır mı? Okula başladığında okuma-yazmayı zamanında öğrenebilecek mi?” gibi sorular her okula başlayacak çocuğu olan anne-babanın aklına gelen sorulardan sadece bir kaçıdır.

Çocukların okula hazır olup olmadığı her çocuk için değişkenlik gösterir. Okul olgunluğu demek; çocukların zihinsel, duygusal, bedensel ve sosyal anlamda okula hazır olması demektir. Bunun için bazı çocuklar  6, bazıları ise 7 yaşında bu olgunluğu kazanabilir. Çocuğunuzun okula başlamadan önce kazanması gereken yetenekleri:

  • Ebeveynden ayrılmalı ve bağımsız davranabilmeli,
  • Tuvalet kontrolünü kazanmış olmalı,
  • Makas kullanabilmeli ve kalemi kontrol  edebilmeli,
  • Bazı basit şekilleri, sayıları ve harfleri kopyalayabilmeli,
  • Renkleri, şekilleri ve sayıları tanıyabilmeli,
  • Arkadaşları ile yardımlaşarak paylaşabilmeli,
  • Toplum kurallarını alıp onlara uyabilmeli,
  • Okul ile ilgili sorumluluklarını yerine getirebilmeli,
  • Kendisini tehlikelerden koruyup tehlikeli davranışlardan kaçınabilmeli,

Çocuğunuzu okula duygusal olarak hazırlarken aynı zamanda akademik olarak hazırlamak da çok önemlidir. Bunun için çocuğunuz anaokuluna giderken zihinsel, duygusal, bedensel ve sosyal açılardan da hazır olacaktır. Unutmayın ki çocuğunuz anaokuluna gitmiş olsa bile birinci sınıfın ilk günlerinde uyum güçlüğü yaşaması çok normaldir. Bu durumda çocuğunuzu cezalandırmadan, kandırmadan onu anlamaya çalışarak yardımcı olun. Evden- aileden ayrılmak, yeni kişilerle tanışmak her zaman için kaygı vericidir, onun için sabırlı davranılmalı. Diğer bir yandan durumu hafifleterek; okulun çok eğlenceli olduğu, hep yuvadaki gibi oyun oynandığı gibi şeyler de söylenmemelidir.

Çocuğa gideceği okulu önceden gezdirmek, öğretmeni ile tanıştırmak çocuğu okula hazırlamada önemlidir. Çocuğunuz okula başladığında onu çok iyi gözlemleyin, her zamankinden farklı bir tutum sergiliyorsa rehber öğretmeni ve sınıf öğretmeniyle işbirliği içinde olun. Eğer çocuğunuz kendi yaşından beklenenleri yapamıyorsa o zaman bir uzmandan yardım almak gerekmektedir. Böylece aile-okul ve uzman işbirliğiyle problemleri çocuğun özgüvenini etkilemeden halletmiş olursunuz.

 

 

Gerek danışanlarımdan gerekse sizlerden son dönemlerde oyun grupları ile ilgili sıkça sorular gelmektedir. Ben de son yazımı hazırlarken oyun gruplarına ve çocuk için önemine değinmek istedim. Aileler haklı olarak henüz anaokulu yaşına gelmemiş çocuklarına farklı neler yapabileceklerini araştırırken bir yandan da artık  evde çocuklarına yetememekten ve çocuklarının zamanını en iyi şekilde değerlendirmenin telaşındalar.

Okula başlama yaşının erken döneme çekilmesi ile birlikte çocuğun erkenden oyun gruplarına, kreşe ve yuvaya başlaması da kaçınılmaz oldu. Çocuğun ilk kez ailesinden ayrılıp anaokuluna başlaması oldukça zor olabilmektedir. Dolayısıyla bu kadar zorlu bir değişime çocuğu hazırlamak gerekmektedir. Erken dönemde oyun gruplarının önemi de burada ortaya çıkmaktadır.

Oyun grupları çocuğun 0-3 yaş dönemi için geçerlidir. Oyun gruplarının amacı çocuğa akademik becerileri kazandırmak değildir. Fakat okula hazırlık için gerekli en önemli aktivitelerden biridir. Haftada bir iki kez yapılacak aktivitelerle hem çocuğun okula hazır olması hem de aile dışında ilk kez sosyalleşmesi sağlanacaktır. Çocuk oyun grubunda sosyalleşirken aynı zamanda paylaşmayı, sırasını beklemeyi ve kurallara uymayı öğrenecektir. Çocuğun okula ve çevresine karşı olan güveni artacaktır. Çocuk annesi ile birlikte gruba katılacağı için kendini güvende hisseder böylece ileride okula adapte olması daha da kolaylaşacaktır.

Anne-çocuk ilişkisi açısından oyun gruplarının faydası ise; birlikte geçirilen kaliteli zamanın paylaşılması ile anne-çocuk ilişkisi sağlamlaşacaktır. Özellikle çalışan annelerin çocukları ile birlikte geçirdikleri eğlenceli ve aktif zaman diliminin ardından çocuk duygusal olarak doyuma ulaşacaktır. Bu durumda anne-çocuk arasındaki aşırı bağlanmanın, çocuğun annesi ile inatlaşmasının ve davranış problemlerinin önüne geçilecektir. Çocuğun her geçen gün artan ihtiyaç ve taleplerine yanıt vermek ve çocuğu evde en iyi şekilde yönlendirmek adına birçok etkinlik de karşılanmış olacaktır. Oyun gruplarının çocukların gelişimine katkısı ve faydası gün geçtikçe artacaktır. Güvenli bireyler yetiştirmek için sağlıklı okul hayatı hazırlamak şarttır.