Otizm, temel olarak iletişimde ve sosyal ilişkilerdeki zorluk ya da kısıtlılık olarak tanımlanan gelişimsel bir bozukluktur. Aslında çevrenizde yalnız kalmak isteyen ve bundan mutlu olan, tek başına oynamayı tercih eden, göz kontağı kurmayan ya da kısıtlı göz kontağı kuran çocukları çoğunuz fark etmişsinizdir. Bu çocuklar sanki çevreleriyle arasında bir sis perdesi varmış gibi ilgisiz davranırlar; orada birilerinin olduğunu fark ederler ama yoklarmış gibi davranırlar. Bazen iletişim kurmak isteseler de bunu gerçekleştirebilecek yeterli sözel beceriye sahip değildirler.

Otizm, sıklıkla çevreye karşı ilgisiz oluyor olması ve konuşma problemi ile ailenin dikkatini çeker. Genellikle bu dönem bizim erken çocukluk dönemi olarak nitelediğimiz 1;6 ile 2 yaş civarında fark edilir. Günümüzde hala çocuğun zamanla konuşacağı inancıyla ya da kreşe/yuvaya başladığında yaşıtlarıyla oynayacağı düşünülerek çocuğa zaman kaybettiriliyor. Herşeyden önce unutmamak gerekir ki erken teşhis ve erken dönemde eğitim ile bu çocuklar yaşıtlarına yaklaşabilirler ya da yaşıtları gibi olabilirler. Tabii çocuğun otizmden etkilenme derecesine göre bu durum farklılıklar gösterebilir.

Her çocuğun otizmden etkilenme derecesi farklı olsa da bir takım ortak özellikleri vardır. Sık olarak karşılaştığımız belirtiler; çevreye karşı ilgisizlik, yaşıtlarıyla oynamama, göz kontağı kurmama ya da kısıtlı göz kontağı kurma, adına seslenince bakmama, kısıtlı ilgi alanı, nesneleri çevirme ya da sallama şeklinde tekrarlayıcı davranışlar, dil gelişimindeki gecikmeler, tekrar şeklinde konuşma, değişikliklerden hoşlanmama, uygun olmayan yüz ifadesi ve davranış problemleri olarak sıralanabilir.

Aileler çocuktaki belirtileri erken dönemde fark ederek; erken tanı ve yaşam boyu süren eğitim ile çocuklarının yaşamlarında kalıcı farklılıklar yaratırlar. Çocuğa uygulanacak olan uygun eğitim programı ile hem bilişsel işlevleri geliştirilir hem de davranışsal problemleri ortadan kalkar ve çevresiyle iletişimi sağlanmış olur.

Aileler Nelere Dikkat Etmeliler?

  • Çocukları konuşma çağına geldiği halde konuşmuyorsa,
  • 4.-5. aylarda anne-babasına gülücükle karşılık vermiyorsa,
  • Göz kontağı kurmuyorsa,
  • İsteklerini anne-babasının elini kullanarak belirtiyorsa,
  • Kazanılmış becerilerini kaybettiyse,
  • Dönen nesnelere aşırı ilgiliyse,
  • Adına seslenince bakmıyorsa,
  • Yaşıtları ile oynamak yerine tek başına oynamayı tercih ediyorsa çocuğun bir uzman tarafından  değerlendirilmesi gerekmektedir.
Reklamlar

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), çocukluk çağının en önemli sorunlarının başında gelir. Çocuğun etkilenmesinin yanı sıra aileyi, okulu ve toplumu da ilgilendirir.

Çocuklarda doğumdan itibaren var olan fakat sıklıkla 3-4 yaşlarında farkedilen bir sorundur. Yaşıtlarıyla kıyaslandığında aşırı hareketlilik, yerinde duramama ve dikkatinin çok çabuk dağılıyor olması ile karakterizedir.

DEHB’nin 3 tipi vardır:

  1. Dikkat Eksikliği
  2. Aşırı hareketlilik
  3. Dürtüsellik

DEHB’nin nedenleri kesin olarak bilinmemekle beraber son yapılan araştırmalar yapısal bir sorun olduğunu ortaya koymaktadır. DEHB’nin en geçerli nedeninin ise genetik olduğu düşünülmektedir.

DEHB’nin Tipik Belirtileri Nelerdir?

A.   Dikkat Eksikliği

  • Dikkatini ayrıntılara vermekte zorlanır
  • Basit hatalar yapar
  • Dinlemiyormuş gibi görünür
  • Verilen görevleri tamamlayamaz
  • Dikkati kolayca dağılır
  • Unutkandır
  • Oyuncaklardan çabuk sıkılır

B.   Aşırı hareketlilik

  • Elleri ayakları kıpır kıpırdır
  • Yerinde oturamaz
  • Sakince oyun oynamakta zorlanır
  • Çok konuşur

C.   Dürtüsellik

  • Sırasını beklemekte zorlanır
  • Başkalarının sözünü keser
  • Soru tamamlanmadan yanıtını verir
  • Kurallara karşı çıkar ya da reddeder
  • Hataları için başkalarını suçlar
  • Kızgındır

 

Ailelere Öneriler:

  • Çocuğunuzu kabul edin
  • Çocuğunuzu her koşulda sevdiğinizi gösterin
  • Çocuğunuzun güçlü ve güçsüz olduğu yanlarını belirleyin
  • Çocuğunuza zaman ayırın
  • Çocuğunuzu mutlaka dinleyin
  • Sabırlı olun
  • Mutlaka kurallar koyun ve uygulayın
  • Kuralları uygularken kararlı ve tutarlı olun
  • Yaptığı olumlu davranışları fark edin ve övün
  • Disiplinli ders çalışma alışkanlığını kazandırın
  • Başarısızlıklarıyla dalga geçmeyin
  • Sorumluluk verin ve yerine getirmesini isteyin
  • Diğer kardeş/arkadaşlar ile kıyaslamayın
  • Birlikte kitap okuma saatleri düzenleyin
  • Mutlaka bir spora yönlendirin

 

DEHB’da erken teşhis ve erken müdahale ile oldukça yüz güldürücü sonuçlar elde edilmektedir. Tedavide uzman, aile ve okul işbirliği çok önemlidir.

Tedavide hekim kontrolünde ilaç tedavisinin yanı sıra çocuğa bireysel/grup özel eğitim destekli programlar uygulanmaktadır.

Eğitsel tedavinin amacı; çocuğun dikkatini ve öğrenmesini arttırmak, davranış problemlerini azaltmaktır. Özel eğitim programlarının uygulanması ile çocuğun akademik, ruhsal ve davranış problemlerinin kontrol altına alınması sağlanmaktadır. Çocuğun olumsuz davranışlarının yerine olumlu davranışların öğretilmesini destekleyici tekniklerle çocuğun toplumsal yönden de uyumu arttırılmaktadır.

“Çocuğum okula başlayacak fakat okula hazır mı? Okula başladığında okuma-yazmayı zamanında öğrenebilecek mi?” gibi sorular her okula başlayacak çocuğu olan anne-babanın aklına gelen sorulardan sadece bir kaçıdır.

Çocukların okula hazır olup olmadığı her çocuk için değişkenlik gösterir. Okul olgunluğu demek; çocukların zihinsel, duygusal, bedensel ve sosyal anlamda okula hazır olması demektir. Bunun için bazı çocuklar  6, bazıları ise 7 yaşında bu olgunluğu kazanabilir. Çocuğunuzun okula başlamadan önce kazanması gereken yetenekleri:

  • Ebeveynden ayrılmalı ve bağımsız davranabilmeli,
  • Tuvalet kontrolünü kazanmış olmalı,
  • Makas kullanabilmeli ve kalemi kontrol  edebilmeli,
  • Bazı basit şekilleri, sayıları ve harfleri kopyalayabilmeli,
  • Renkleri, şekilleri ve sayıları tanıyabilmeli,
  • Arkadaşları ile yardımlaşarak paylaşabilmeli,
  • Toplum kurallarını alıp onlara uyabilmeli,
  • Okul ile ilgili sorumluluklarını yerine getirebilmeli,
  • Kendisini tehlikelerden koruyup tehlikeli davranışlardan kaçınabilmeli,

Çocuğunuzu okula duygusal olarak hazırlarken aynı zamanda akademik olarak hazırlamak da çok önemlidir. Bunun için çocuğunuz anaokuluna giderken zihinsel, duygusal, bedensel ve sosyal açılardan da hazır olacaktır. Unutmayın ki çocuğunuz anaokuluna gitmiş olsa bile birinci sınıfın ilk günlerinde uyum güçlüğü yaşaması çok normaldir. Bu durumda çocuğunuzu cezalandırmadan, kandırmadan onu anlamaya çalışarak yardımcı olun. Evden- aileden ayrılmak, yeni kişilerle tanışmak her zaman için kaygı vericidir, onun için sabırlı davranılmalı. Diğer bir yandan durumu hafifleterek; okulun çok eğlenceli olduğu, hep yuvadaki gibi oyun oynandığı gibi şeyler de söylenmemelidir.

Çocuğa gideceği okulu önceden gezdirmek, öğretmeni ile tanıştırmak çocuğu okula hazırlamada önemlidir. Çocuğunuz okula başladığında onu çok iyi gözlemleyin, her zamankinden farklı bir tutum sergiliyorsa rehber öğretmeni ve sınıf öğretmeniyle işbirliği içinde olun. Eğer çocuğunuz kendi yaşından beklenenleri yapamıyorsa o zaman bir uzmandan yardım almak gerekmektedir. Böylece aile-okul ve uzman işbirliğiyle problemleri çocuğun özgüvenini etkilemeden halletmiş olursunuz.

 

 

Gerek danışanlarımdan gerekse sizlerden son dönemlerde oyun grupları ile ilgili sıkça sorular gelmektedir. Ben de son yazımı hazırlarken oyun gruplarına ve çocuk için önemine değinmek istedim. Aileler haklı olarak henüz anaokulu yaşına gelmemiş çocuklarına farklı neler yapabileceklerini araştırırken bir yandan da artık  evde çocuklarına yetememekten ve çocuklarının zamanını en iyi şekilde değerlendirmenin telaşındalar.

Okula başlama yaşının erken döneme çekilmesi ile birlikte çocuğun erkenden oyun gruplarına, kreşe ve yuvaya başlaması da kaçınılmaz oldu. Çocuğun ilk kez ailesinden ayrılıp anaokuluna başlaması oldukça zor olabilmektedir. Dolayısıyla bu kadar zorlu bir değişime çocuğu hazırlamak gerekmektedir. Erken dönemde oyun gruplarının önemi de burada ortaya çıkmaktadır.

Oyun grupları çocuğun 0-3 yaş dönemi için geçerlidir. Oyun gruplarının amacı çocuğa akademik becerileri kazandırmak değildir. Fakat okula hazırlık için gerekli en önemli aktivitelerden biridir. Haftada bir iki kez yapılacak aktivitelerle hem çocuğun okula hazır olması hem de aile dışında ilk kez sosyalleşmesi sağlanacaktır. Çocuk oyun grubunda sosyalleşirken aynı zamanda paylaşmayı, sırasını beklemeyi ve kurallara uymayı öğrenecektir. Çocuğun okula ve çevresine karşı olan güveni artacaktır. Çocuk annesi ile birlikte gruba katılacağı için kendini güvende hisseder böylece ileride okula adapte olması daha da kolaylaşacaktır.

Anne-çocuk ilişkisi açısından oyun gruplarının faydası ise; birlikte geçirilen kaliteli zamanın paylaşılması ile anne-çocuk ilişkisi sağlamlaşacaktır. Özellikle çalışan annelerin çocukları ile birlikte geçirdikleri eğlenceli ve aktif zaman diliminin ardından çocuk duygusal olarak doyuma ulaşacaktır. Bu durumda anne-çocuk arasındaki aşırı bağlanmanın, çocuğun annesi ile inatlaşmasının ve davranış problemlerinin önüne geçilecektir. Çocuğun her geçen gün artan ihtiyaç ve taleplerine yanıt vermek ve çocuğu evde en iyi şekilde yönlendirmek adına birçok etkinlik de karşılanmış olacaktır. Oyun gruplarının çocukların gelişimine katkısı ve faydası gün geçtikçe artacaktır. Güvenli bireyler yetiştirmek için sağlıklı okul hayatı hazırlamak şarttır.

Çocuğunuz büyüyor ve siz onun tuvalet eğitimi alması gerektiğini düşünüyorsunuz. Artık kuru kalması ve sizden bağımsız davranabilmesi için bu adımı atlatmak istiyorsunuz. Peki çocuğunuz tuvalet eğitimine hazır mı?

Tuvalet eğitiminin verileceği kesin bir yaş dönemi yoktur. Her çocuğun gelişim dönemi farklılık gösterir. Çocuğun fiziksel, zihinsel ve duygusal olarak tuvalet eğitimine hazır olması gerekir. Çocuğun tuvaletini kontrol edebilmesi için mesane ve bağırsak kontrolünü geliştirmesi gerekir. Bazıları 18. ay gibi kısa bir sürede hazır olurken, diğerleri 3-4 yaşına kadar hazır olmayabilir. Bazılarının ayak uydurması bir haftayı alırken, bazılarında aylar sürebilir.

Çocuk tuvalete gitmesi gerektiğinin işaretlerinin farkına varabilmeli ve tuvalete ya da lazımlığa gidene kadar dayanabilmelidir. Çocuk bezinin ya da kıyafetinin ıslak olduğunu 15.aydan itibaren fark edebilir. Araştırmalara göre bir çocuk,18. aydan önce mesane ve bağırsaklarını istediği gibi kontrol edemez. Erkek çocuklar, mesane ve bağırsaklarının kontrol etme yeteneğinde kız çocuklarından daha yavaştır. Erkek çocukları, tuvalet eğitimine daha geç başlayıp daha geç tamamlamaktadırlar. Ayrıca fiziksel olarak çocuk tuvaletini kontrol edebilse de bezini bırakmak konusunda duygusal olarak hazır olmayabilir.

Çocuğunuz kendi başına pantolonunu, külotunu çıkarıp giyebiliyorsa, düzenli mesane  hareketleri varsa, tuvalete gitmesi gerektiğini fark ediyorsa ve bunu vücut diliyle belli ediyorsa, altı kirlendiğinde huzursuz olup şikayet ediyorsa, kuru kavramını biliyorsa, çişini her yaptığında bezini çıkarıp atıyorsa artık çocuğunuz tuvalet eğitimine hazır demektir.

Çocuğun, tuvalet eğitimine hazır olmadan başlanması birçok sorunu doğurabilir. Tuvalet eğitimi için çocukların gelişimleri ve beden kontrollerinin olgunlaşmasını bekleyerek geçirmek daha doğrudur. Bu süreç çocuğu ne daha akıllı ne de daha mutlu kılacaktır. Tuvalet eğitiminde, aceleci davranmaya zorlayan sosyal baskı olmamalıdır; çocuk yaşıtları ile kıyaslanmamalıdır. Bu bir yarış değildir, çocuğun olgunluğu ile ilgilidir.

Tuvalet Eğitimi İçin Öneriler:

  • Çocuklar bu yaş döneminde ebeveynlerine özellikle de annelerine bağımlıdırlar. Siz nereye giderseniz çocuğunuz da sizinle birlikte hareket ettiği için tuvalete de birlikte giderek tuvalete olan ilgisini arttırabilirsiniz. Tuvalete birlikte girerek ona doğru yolu gösterebilirsiniz.
  • Çocuklar suyla oynamayı çok sevdikleri için sifonu çekmesine izin verilerek ilgisi arttırılabilir.
  • Tuvalete bir lazımlık koyarak ilgisi çekilebilir. Önce sevdiği bir bebeği ya da oyuncağı lazımlıkta oturtarak gözlemlemesi sağlanabilir. Çocuklar model alarak öğrendikleri için bu yöntem etkili olacaktır. Bunun için evdeki abla/ağabey de etkili olacaktır.
  • Çocuğunuzun bezini değiştirirken ne kadar ıslak olduğundan bahsedebilirsiniz. Böylece çocuğunuz ıslak ve kuru kavramlarını da öğrenecektir. Fakat kesinlikle çok pis olduğundan, kötü koktuğundan bahsetmeyin.
  • Lazımlık kullanmak ve belki de evin birkaç yerinde bulundurmak çocuğun alt bezinden sonra daha rahatlıkla kabul edeceği bir geçiş sürecidir.
  • Eğer çocuğunuz lazımlığa çişini ya da kakasını yapmaya başladıysa, ne kadar başarılı olduğunu göstermek için alkışlayarak ve onu kucaklayarak takdirinizi belli edin. Ayrıca çocuğunuz her lazımlığı kullandığında ona küçük ödüller vermek de işe yarayabilir.
  • Lazımlıkta uzun süre oturtmak çocuk için sıkıcıdır ve unutmamak gerekir ki bu ona ceza gibi geldiğinden bir daha çişi ve kakası geldiğinde yapmak istemeyecektir. Onun için işini görmesini ve kalkmasını sağlayın.

    Tuvalet Eğitiminde Başarılı Olmak İçin;

  • Her çocuğun fiziksel, zihinsel ve duygusal farklılıkları olduğunu kabul edin. Onun için doğru zamanı çocuk size gösterecektir.
  • Sabırlı olmak çok önemlidir. Çocuğun tuvalet eğitimine erken başlamak yerine zamanında başlamak daha az çaba gerektirecektir.
  • Çocuklar evde örnek alacakları başka bireyler ararlar. Eğer evde büyük bir kardeş varsa işiniz daha da kolaylaşacaktır.
  • Lazımlığa geçildiğinde kolay ulaşılabilirlik çok önemlidir. Evin her yerinde olması hem çocuğun yetişmesi için kolay olacaktır hem de lazımlığı görünce kullanması gerektiğini hatırlayacaktır.
  • Lazımlıkta ya da tuvalete oturduğu zamanlarda yanına sevdiği bir oyuncağını almasına izin verilmelidir. Ayrıca tuvalette olduğu süre içerisinde hikaye anlatmak ya da kitap okumak çocuğun daha az zaman geçirdiği fikrini verdiği için daha zevkli hale gelecektir.
  • Tuvalet eğitimini vermek için yaz aylarını beklemek daha uygun olacaktır. Çocuk daha hafif giysiler giyerek daha çabuk kuruyacaklardır.
  • Çocuğa karşı davranışlarınızda tutarlı olmak, onu cezalandırmamak ve tüm sevecenliğinizle kucaklamak bu süreci daha kolay atlatmanızı sağlayacaktır.

Son yazımda “Kaplan Anne’nin Zafer Marşı” kitabını sizlerle paylaşmıştım, buradaki Çinli anne modelinin ne kadar katı olduğunu aksine batılı aile modellerinin de çok gevşek olduğunu gördükten sonra bizdeki durum nedir diye sizlerle paylaşmak istedim. Anne baba tutumları ve çocuklar üzerindeki etkisi benim yüksek lisans tezimin konusu olduğu için de bir şeyler yazmadan edemedim tabii J

Aslında geleneksel bir Türk aile yapımız olduğu söylense de özellikle son dönemlerde takip ettiğim çocuklardan ve ailelerinden, çocuk merkezli ailelerin hızla arttığını farkettim. Nedir çocuk merkezli aile? Bu aile tutumunda çocuk aileyi yönetir, çocuğun merkezde yer aldığı, anne-babanın ise çocuğun çevresinde döndüğü bir aile yapısı vardır. Kurallar, sınırlar yoktur ya da belirgin değildir. Böyle bir ailede yetişen çocuk sorumluluklarını almakta güçlük çeker, sosyal açıdan uyum problemleri yaşar. Dolayısıyla bu çocuklar okulda ya da arkadaş ilişkilerinde uyum problemleri yaşayabilirler.

Bir diğer gözlemlediğim aile tutumu ise koruyucu aile tutumu. Burada özellikle anne çocuk ilişkisi ön plandadır. Çocuk aşırı derecede korunur ve üzerine titrenir. Anne çocuk adına her şeyi kendisi yapar; çocuğun istek ve ihtiyaçları talep edilmeden karşılanır. Hatta öyle anne modelleri var ki çocukları yorulmasın diye ödevlerini tamamlarlar. Sembiyotik ilişki içinde olan anne-çocuk birbirlerinden ayrılamazlar. Bu tip çocukların özgüveni düşüktür, pasiftir ve başkalarına da bağımlıdırlar. Anneleri yanlarında olmadığında çevreye karşı güvensizdirler.

Her toplulukta her ailede farklı farklı tutumlar görmek mümkündür. Burada en önemlisi ne olursa olsun tutarlı olmaktan geçiyor. Çocuğun kendini rahatça ifade edebileceği, kararların birlikte alındığı ve sonuçlarının herkes için aynı olduğu bir aile tutumunun benimsenmesi hem çocuk için hem de anne- baba için en ideal olanıdır. 

ABD’de yaşayan Çin asıllı hukuk profesörü Amy Chua’nın çok satanlar listelerinde bir numarada yer alan “Kaplan Anne’nin Zafer Marşı” adlı kitabı, son dönemlerde okuduğum en keyifli kitap. Ben de bir pedagog olarak mutlaka okumam gerektiğini düşünüp bir solukta okudum, tabii bu Amy Chua’nın yöntemini desteklediğim anlamına gelmez.

Çinli ve Batılı anneleri karşılaştıran bu kitapta; Amy Chua’nın iki kızını Amerika’da Çin yöntemlerine göre yetiştirmesi konu alınıyor. Amy Chua’nın yönteminin ne kadar katı olduğu, ebeveynlere tamamen itiatın söz konusu olduğu, çocukların ihtiyaçlarının ve isteklerinin ise tamamen göz ardı edildiği bu kitap tüm dünyada büyük yankılar uyandırdı, eleştirildi hatta Time’a kapak oldu. Kızlarını kendi istediği doğrultuda eğitmeye, katı kurallarla başarıyı hedeflemeye çalışırken aslında kendi istek ve hırslarının mı peşinden gidiyor yoksa  gerçekten Çinli aileler çocuk yetiştirirken çocuğun kendisi için iyi ve doğru olanı bilemediklerinden mi bu yöntemi kullanıyorlar tartışılır.

Amy Chua, Çin asıllı ikinci kuşak bir Amerikalı, öğrencilik hayatı başarılarla dolu ve sonunda hukuk profesörü oluyor. Daha önce meslek alanında birçok kitap yazmasına rağmen tüm dünyada tanınmasına sebep olan bu kitap onun aslında otobiyografisi niteliğinde. Kendisi gibi çok başarılı bir eşe sahip fakat eşi de Amerikalı bir musevi. Hal böyle olunca Amy Chua ve eşi ilk kızları doğduğunda kızlarını nasıl yetiştirecekleri konusunda bir karar veriyorlar; kızlarını Çin yöntemiyle fakat Musevi dini inancına göre yetiştirmeye karar veriyorlar. Kitapta Amy Chua’nın kızları ile olan ilişkisi, başarıyı yakalama yolları ve kendi isteklerini kızlarına kabul ettirmek ile geçen anne-çocuk ilişkisi anlatılıyor. İşler Amy Chua’nın istediği kadar kolay ilerlemiyor tabii… İki ABD’li kızkardeşin yaşıtları gibi olamaması ve Çin yöntemiyle eğitilmesi onları anneleriyle karşı karşıya getiriyor. Amy Chua kızlarının arkadaşlarında yatıya kalmalarına izin vermiyor, derslerinde en üst performansı bekliyor, Çince öğrenmelerini ve bir de yoğun piyano ve keman dersleri almalarını ve hepsinde de başarılı olmalarını istiyor ve bunu gerçekleştiriyor.

Çinli ailelerin çocuklarının ihtiyaçlarını yok sayması, aşırı disiplinli olmaları, sadece başarıya odaklanmaları mı yoksa çocuk merkezli, çocuklarının mutlu olması için her şeyi yapan Batılı ailelerin tutumları mı daha doğru tartışılmaya değer… Galiba en doğrusu orta yolu bulmaktan geçiyor. Siz de kitabı okuyup çocuğunuzu nasıl yetiştirmek istediğinize karar verin ya da nasıl yetiştirmek istemediğinize. Şimdiden size iyi okumalar…

Merhaba,

Uzun zamandır internet sitelerine ve dergilere yazı yazdıktan sonra artık yeni  yazılarımı burada sizlerle paylaşacağım.

Sevgiler…